10 Mayıs 2011 Salı

Yeniden Özgürüz

  Eveeeet!!!Sevgili takipçilerim en sonunda  kuşlar gibi özgürüz.Nasıl özlediğimi kavuşunca daha net anlamış bulunmaktayım.Çok sevinçliyim.Kısa bir girişle sizleri selamlamak istedim.Şaşkınlığımı üzerimden attıktan sonra yazılarıma kaldığım yerden devam edeceğim.

 Yakında görüşmek üzere:))

27 Ocak 2011 Perşembe

Haspa



 Yorulmuş haspa kenarın olmaktan.... Yapmış manita  giymiş çakma ...Görmüş ....bi de duymuş haspa ama  sanma doğunca,sonradan onun güngörüp duyması ki sadece jargon ağzı....kenarın üsssüüü kıvamından teranelerle dizi sosyetesi afili laflar ,dersin levanten bu haspa...çakma sarışın ya zanneder viking ataları....ulan değil misin bozkırlı abdulbakinin veya murtezanın torunu.....ne bu afra bilmeyen olsa anlarız ama diyelim bilmiyoruz ,ulan haspa gözündende mi anlaşılmaz sanırsın....dik baktın mı haspanın gözünün  karasına görürsün gözündeki sineği ineğin... bozkırın köyünden geldim der o gözler kime bu büyük manşet laflar....

   Çok kızdığım belli olsun istedim....uslu edepliyim doğuştan da sarıyım....emmeeeee hep bu haspalar mı arada olmadığı gibi yazıp konuşacak sararacak....biraz da ben kararayım.....

12 Ocak 2011 Çarşamba

Aklımın Deli Dehlizinden Bir Kıssa -1-


  Gitme diyordu sevgili aslında sana,sessizdi belki söylerken.Susuyordu belki konuşurken, hangisiydi bilemiyordu.
  Sana ulaşmanın yolunu bulamıyordu.Hepsini deniyordu biri hariç.Bağırıp haykırmıyordu yüzüne- ki ona göre değildi.Hayatının  her noktasında alt yazı kullanan o, içinin nazlı bahçesini mi haykıracaktı apaçık çırılçıplak.Ona  göre değildi.Öyleyse yazmalıydı sana bunları.
 Sevgi emek miydi diye araştıran filmler, sorgulayan programlar bir yana o yaşıyordu bunu.Aşkı sendin belki peki ya emeği?Nerede bunun emek sandalı.Emek değil miydi sevgiye götüren sandal diyordu kendi kendine.Aşkın en tepesi değil miydi sevgi?Nasıl ulaşacaktık o zaman nasıl çıkacaktık en tepeye diye düşünüyordu.Oku alt yazılarımı bu olsun bana emeğin ey sevgili diye seslendi.Bu olsun bu aşka borcun.İşte o zaman gitsen de ses etmeyeceğim, lakin öyle kuru kuru  seni seviyorum deme.Bağırarak olsa da söyleme sanki manasını yükseltecekmiş gibi.
  Aşığız derdin bırak uzun uzun yaşayalım bu anı bozmayalım derdin.Kısa olması değil miydi asıl içindeki anlamı artıran.Doymadan bıraktığın yemek her zaman en iyi yapılmış olanı olmaz mıydı?Madem yemeklerden açtık teşbihi öyleyse sorarım sana ey sevgili!!!En özenle hazırlanmış yemek masalarının aperatifleri  ana yemeğe giden birer kısa atıştırmalık değil midir?Aşk ta sevginin aperatifi sayılmaz mı?
Çözümsüzlük arayışım yok.Bu sarmalı ben yaratmadım.

30 Aralık 2010 Perşembe

Yeni Yılınız Kutlu Olsun!

  Yeni bir yıl ve yeni umutlar, tertemiz bir sayfa,acaba nasıl bir yıl bekliyor?Geride bıraktıklarımız geçen yılın in leri ve out ları .Bırakın geçmiş ve gelecek arasında sıkışmayı takılıp kalmayı.Siz yaşadığınız anın güzelliklerine takılın o anı yaşayın.
  Yeni yılınızda her anınızdan keyif almanız dileğiyle mutlu yıllar.....

17 Aralık 2010 Cuma

Beklemek.....


   Yalnızlık baladı bu sessiz ve usul.usul .....neşe gibi ,umut gibi, aşk gibi ,adrenalin gibi bir de sinsi belki.Bekliyorum! En zoru, en tahammül edemediğim sessiz ve sinsi hali.Ne olduğunu biliyorum ya da  bilmiyorum önemi yok ki, beklemek bu sadece.
  Penceremden dışarı bakıyorum perdemin ütüyle hafiften incelmiş ve gözenekten yoksun kalmış yerinden daha net görüyorum, hafif kar serpiştiriyor.Yılın ilk üfürükten karı olsa da beklemiştik ve geldi diyorum.Üfürükten de olsa gelmiş olması ne zaman gelecek beklentisinden daha iyidir deyip seviniyorum.Beklediğim diğer şeyler geliyor aklıma ve diyorum gelecek, sinsi hüzünlü umutlu ve adrenalin dolu olan tek ve bütün hissim içimde belirip sönerken ,evet gelecek beklediklerim diyorum.
  Beklemek diyorum, dünyanın en zor şeyi olsa gerek  En güzel şeyi beklerken de  en kötü şeyi beklerken beklediğimden önce gelen o hissin aynısı oturur içime. O nedenle beklemenin anlamı bende bi'nevi işgence halidir.Nasılsa iyi ya da kötünün ruhumda ve bedenim yarattığı bir fark bulunmamaktadır.Her ikisinde de aynı travmatik his yakamda asılı durur.Beklemek o nedenle rahatsız eder beni.Fark yaratmaz içimdeki histe zerre kadar.Araç beklemek ,sevgiliyi beklemek,ya da merak ettiğin haberin iyi ya da kötü neticesini beklemek.Bekle diyen biridir celladım, altımdaki  tabureyi deviren değil.
  Doğada bekleriz bazı şeyleri ama nettir ne zaman geleceği ve nasıl olacağı.Peki ya insanlara ne demeli.Netice değil midir çoğumuzun isteği.Neden uzatırız sonuca ulaşmayı, neden biraz bekleyin denmeden bekletilmenin işkence halini bilmeyiz.
  Ruhumda yine sancılı umutlu mutlu adrenalin dolu korkulu his dolaşıyor.Beklediğimi anlıyorum.Kendime hayır bekleme diyorum ama bekliyor ruhum ,desemde biliyorum.Oyalanacak bir şeylerde kesmiyor.Kafamın içinden bir ses istediğin kadar bununla oyalan diyor. Biliyorsun bekliyorsun.Hergün yüzlerce şeyi beklediğimi düşünüp en fazla hangisinin içimde bu travmatik dokunuşa neden olduğunu düşünüyorum.Sanırım hiçbir şekilde bilemeyeceğim , hiçbir koşulda ulaşamayacağım  sadece beklemenin sonucunda öğrenebileceğim ancak beklememin söylenmediği bilgiler beni böylesine rahatsız ediyor.
  Hala bekliyorum,sonsuzluk gibi bekliyorum,kalp sıkışması gibi hayal kurmak gibi bekliyorum.Neyi beklediğimi bilmeden ,bilsem dahi öğrenemeden ,sonucun beni nereye götüreceğini bilmeden bekliyorum.Sıkılarak ağlayarak  çok şey yapmak istercesine hiçbirşey yapmadan bekliyorum.Kara bakıyorum yılın ilk üfürükten karı, ama olsun diyorum.Perdemin gözenekten yoksun kalmış bölümünden bile görünüyor ya! Neticesinde kar o!Bekletti ama geldi.Biliyorduk beyaz ve hafifti.Aynen öyle geldi.....

11 Aralık 2010 Cumartesi

Aşk-2-


  İlk göz göze bakışmalarını ilk elele tutuşmalarını, ilk salak bir şarkı eşliğinde mest oluşunu hatırlamayanımız yoktur.Bunlar hatırlandıktan  sonra hep ilklerin en güzel olduğunu söyler dururuz. Peki neden hala hayatlarımızda olmadıkları  halde daha mutluyuzdur.Ya da şöyle sorayım; şimdiki ilişkilerimiz ya da evlenmiş olduğumuz insan neden bize şimdiye kadar yaşadıklarımızdan daha büyük bir mutluluk aşk ve  sevgi verir.Peki veriyorsa neden ilkler hep ayrıdır deriz.Bence koca bir saçmalıktan ibarettir ilklerimizle  hollywood filmi tadındaki hikayelerimiz.Bence hepimiz ilklerin büyük manalar taşımasına özellikle severek ve isteyerek izin veririz.İzin veririz ki tecrübesiz bedenlerin aşk cv lerindeki boşluk o büyük manayla dolsun.
  Bu nedenden olsa gerek birçok yetersiz ve yeteneksiz  ya da tam tersi ama bunların farkında olmayan erkek sevdiği kızın ilki olmak için çırpınır durur.Amacı, onun yetersizliğini bilemeyecek olan hayattan bihaber genç kadın üzerinden yeterli hale  gelmektir..Elbette istisnalar var;ama sadece istisnalar!
  Şimdi bana ikinci ile nasıl başlanabilir ki ilişkiye diye soruyorsunuz  biliyorum.Elbette böyle birşey söylemiyorum.İlkler muhakkak olacak sadece verilen anlamın boyutunu artırmayalım.Aşk kartopu gibidir.Aynı ilişki içinde de böyle, bir ilişki bitip diğerine başlayınca da.Aynı-doğru- ilişki içinde yılları deviren kişilerin aşkları şarap gibi yıllanır, tadı daha başka olur. Giderek aşkları da sevgileri de bağlılıkları da artar.Bir ilişkiyi bitirmiş olan kişi ise bir diğer ilişkiye geçerken ne isteyip ne istemediğini bildiği için daha katışıksız bir aşkla başlar yola.Bu nedenle abartmayın ilklerinizi.Vermiş olduğunuz anlamlar sizin yüklediklerinizdir, ilk olanın getirdiği değil.Unutmayın son harfine kadar yazmazsanız sadece yavan bir yemek olur.A-Ş-K!!!!

9 Aralık 2010 Perşembe

Peki Ya Ben?


   Öylece korkuyorsun!
   Hem birşey yapmıyorsun hem dayanılmaz acılar çekiyorsun  ..hem de savunmasız ve yalnız susuyorsun.
Susma diyenlere inat gecenin çırpınışlarına eşlik edip- ki kapkara ve sessiz - kalabalığını bertaraf ediyorsun.
  Hem hiçbirşey olduğunu hiçliğe gittiğini görüyorsun hem ellerini kendin tutup pranga vuruyorsun.Savunmasız çırılçıplak korkularına boyun eğip hergeçen gün büyüyen  yokluğuna öylece bakıyorsun.Kocaman dili olan bir ağızsızsın sen hep kendi içine kusuyorsun...

   Öylece korkuyorsun!
  Hem acılarına yanıyorsun hem yanan acılarına acıyan canına .Kahroluyor tutunamıyorsun.Yaptıklarını bile ele alamıyor yok olmak istiyorsun.Yok bile olamıyorsun.Tuhaf serzenişler ile aynaya bakarak ağlamak istiyorsun-ki acınacak durumdaki birşeyi görmeden bile ağlayamıyorsun-.Yavaş ve temkinli adımlarla gizli ve kuytu  bir oda buluyorsun ve sessiz hıçkırıyorsun.Doğru dürüst, ayan beyan bile ağlayamadığını farkediyorsun . Nereye kadar böyle gideceğini düşünüp zayıf ve istikrarsız hayatının  neresinde elle tutulur olduğunu ve ilk defa  kim olduğunu hatırlamaya çalışıyorsun ,elbette bulamıyorsun.Birkez olsun kendinle tanışmayan sen çekmediğin fotoğrafları albüme yerleştirmeye kalkışıyorsun.Ruhunun karanlık dehlizlerinde arayış içinde devinirken aradığın kendini az da olsa buluyorsun.Esir olmuş ruhunla onlarca yıl yol almış bedenindir artık kendin.Çünkü yolun başında'' peki ya ben?'' demedin.